Mayıs 11, 2007

Neden??

Kitap okumayı sevmiyorum... Çünkü ben kitabı okumuyorum resmen onu özümsüyorum. Hatta çok dikkatle okuduğum bir kitabı tutuğum ellerimden, damarlarımdan yukarı, bedenime, zihnime sahip olmak isteyen kirli bir yabancının istilasını çok net görebiliyorum...

Çok önceden, basit bir 'neden?' den merak edip okumaya yemin ettiğim bir kitabı tatilde yanıma getirmiş olmamın huzursuzlu bu saat beni çok sevgili 'Ye, içi eğlen, dinlen ardından bol bol reklam yap, teşvik et' konsepti tatilimden alı koyup, alışık olunan 'kendini izah'a sevk eden....

'Bu kitabı neden bu kadar çok sevmiş?'

Bu neden den, yola çıkıp, birçok 'Neden' e, cevap bulmuş gibi olmak sıktı beni, henüz 27 sayfada...

Neyse kendime saklıyorum bunları...
*********************************
Başka bir neden aklımı allak bullak etti. Onu sorucam ilgilenenlerime...

Sahip olduğum müthiş şeylere rağmen. Umutsuz, çıkışsız , karamsar bir gelecek kurgusu yüzünden herşeyden wazgeçmek istiyorum...

Bunun tam tersi olmazmı genelde? İmkansızlıklarımızın karamsarlığını, bastıran umutlu bir hayalimiz olmaz mı?

Mesela aşk konusunda. Kapısını çalıp " Kim o?" sorusuna; "Asi-aymaz damat aday adayınız geldi Anne" diebilicek cesaretim war... Yumuşak saçlarını bir ömür okşatabilicek bir aşkım war...
Sırf bazı depresif gelecek kurgularımdan, saçının tek teline dokunabilicek gücüm yok... Cesaretim yok...

Bu ne saçmalıktır, Allah aşkına bi bileniniz warsa, bana da anlatsın...

Bu arada görmemişler gibi tatil yaparken çok bitkin düştük bide ayağıma denizkestanesinin dikenleri battı o da yetmezmiş gibi 12 yıl aradan sonra çıplak ayakla basket oynadım o haldeyim:=)

Yorumlarınıza cevap yazıcam da bu dial up a alışıyım önce..
Sizi özledim.

Mayıs 09, 2007

Ready

Hazırııııım



Beni ararsanız ya havuz başında, şezlogda oliciim
Yada Açık büfe de 100kg sınırını zorluyo oliiciim

Mayıs 08, 2007

Rüzgar

Geçen gün(Pazar günü) sabahtan bazı aile işleri ile uğraşmaktan öğlen saat 1 buçuktaki otobüsümü kaçırmıştım. Zaten öyle keyifsizdim ki hiç gelesimde yoktu. gece saat 12 otobüsünü beklerken bi başıma, kulağımda mp3 ler fısıldarken telefon. " nereye gidiyorum" die düşündüm bi an. Tüm İstanbul da ki Batı Trakya lı dostlarım, Yunanistan'a dönmüştü. Bir nesil bi nevi gönüllü sürgünde rehabilite olmaya çalışıyordu... Herkez bi ucundan tutup hayatı 'var olma'ya savaşıyordu.. Oysa ben hayata öyle küsmüştüm ki neresinden tutacağımı bilmemekle beraber hiç te azim yoktu içimde.

"Nereye gidiyorum?" dedim, kendi kendime.
Yaşanmış-tüketilmiş bir şehre, ne bulmaya gidiyorum ki?

Yaşam enerjimi nerede kaybettiğimi bulmaya mı gidiyorum acaba? Bakırköy'de hizbe bir dairede veya Beşiktaş'ta ki bir çay bahçesinde. Emirgan'da, kahvaltı sofrasında mı acaba? Yıldız Orta Bahçe deki bir ağaç gölgesinde belkide.
Belkide çok daha eski, Büyükçekmece menşeili...

İşte ben tam bunları düşünürken bi başıma, karanlık sokakta...
Bir şarkı vahy oldu kulağıma...



"Bana; bir Rüzgar gerek, ya Rab" dedim o anda...

Bir Rüzgar dileyin hafif ve ılık ancak sizi taşıyabilecek bir rüzgar dileyin.
Ve binip, usulca huzura gidin.
Hepinize, birer Rüzgar, diliyorum.
Size; esmeyi hatırlatıcak, bir rüzgar,
Esip geçmeyi öğreticek bir rüzgar...

İstanbul-İstanbul

İstanbul çok özlemiş beni :=)

Yeni Popularımla, Taksim meydandan, taaa Tunele kadar yürüyünce en az 8 kilo verdiğime inanıyorum:=)
**********************************

O BigKing ten sonra en az 9 kilo aldığıma eminim
ama özlemişim napiim:=)
**********************************

Gloria Jeans te bi kahve molası
2 buçuk saat kalkamadım yerimden:=)
Göbeeem war biliorum biliorum:=)
**********************************
Kaşık-kamışlı, dondurmalı
Moco Loco
bizzati tavsiyem:=)

:=)

Sev Kardeşim.

Bir insan bu kadar kolay silinmemeli!!!
Gururumu hiçe sayamayacak kadar; haklı sebeplerim olsa dahi.
Kalbinden çıkaramadığın bir insanı, aklından,hatıralarından
çıkarmaya çalışmak saçma...
Asıl seviyorum die veya gerçekten sevmişim die gurur duymak gerekirken...
O'nu unutuyorum die gururlanmak saçma...
Kendini kandırmak saçma...
Gururla, göğsünü gere gere "Sevebiliyorum" demek warken.
"Sevmez olaydım" demek saçma...
Bir insanı sevebilmek; öğretmenliktir..
Siz, çok değerli bilgiler verdiği halde,
Bilgiyi kullanamayan öğrencisi yüzünden,
Hayata küsen bir öğretmen, gördünüz mü hiç?
Bir insana, inanıyorsanız; onun için savaşın..
İnancınızı yitirene kadar savaşın...
Aşk uğruna, insanlık uğruna; gururla savaşın...
İnancınız bittiği anda kaybeden siz olmayacaksınız.
Zafer O'nu kazanmak diil...
Asıl zafer;
Ne kadar büyük bir kalbe sahip olduğunuzu, anlamaktır..
Siz, güvenmediği birine. Kıymet bilmez birine;
Birşeyler emanet eden bir insan, gördünüz mü hiç?
Hak etmeyen birine; kalbinizi emanet etmezsiniz...

Gururla çıkın sokağa..
Sevebildiğiniz sürece, gururla...
Geçen kötü günlerin, harcananların yasını tutmayın asla.
Silmeyin, unutmaya gayret etmeyin.
"Sevdim!!" deyin, "Yine sevebilirim!!!" deyin.
Sadece ; kabullenin...
Sevebilen bir insan olduğunuzu kabullenin..
Nadir insanlardan olduğunuz için gurur duymalısınız.
İnsan olduğunuz için gurur duyun.
Ruhsuz bir insan sadece nesnedir.
Oysa siz doya doya hissetmediniz mi?
Ruhunuzu keşfetmediniz mi?
Aşk ile kendinizden geçmediniz mi?

Gurur duyuyorum sizlerle.
Sevebilen herkezle...

Yaşasın sevebilen tüm kalpler..

Mayıs 07, 2007

İst'ten İlk Post




İstanbul'dayım
:=)



Mayıs 04, 2007

Karar


Bi aksilik olmazsa
6 Mayıs pazar akşamı
İstanbul'dayım.

Aslında pek havamda diilim ancak belki hava değişimi iyi
gelir.
Sonra belki biraz güneye inerim.

..

Mayıs 03, 2007

Yaşam Hakkı

Zengin bir aileden gelmiyorum. Durumumuz 'çok şükür' statüsünde. Kendimi bildim bileli, en azından babamdan daha zengin ve daha fazla imkan sahibi olmayı dilemişimdir. Yıllarca bu amaç doğrultusunda çeşitli şans oyunlarıda oynamışımdır.... Ben heralde biraz farklı bir insanım demek isterdim. Ancak ne yazık ki Türkiye'de, her hafta ortalama 26 milyon sayısal loto kuponu oynanıyor.
Sayısal loto da 13,983,816 olasılık war. İnanmayan hesaplasın
C(n,p) = n! / ((n-p)!*p!) =)

Peki bu şans oyunları neden bu kadar ilgi görüyor die hiç düşündümüz mü??
"Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin millipiyango.." die bi şarkı takılıyor dilime.
Bide bir hocadan derleme " Ya çıkarsa..."

Fazlası ile umutlanıpta çıkmayınca ne oluyor sizce??? Yeniden umutlanıyorsun..
Tv de magazin programları neden hortladı sizce?? Biz dedikoducu bir milletmiyiz?
Yeniden umutlanabilmek için gerekli gazı Tv den alıyoruz... Umutla beraber neler alıyoruz sizce???

Aile Araştırma Kurumu'nun, 2006 yazında yaptığı araştırmayı hatırlıyormusunuz...
Hani kadınların %95 i evleneceği erkeğin maddi durumuna bakıyordu, ilk olarak ve biz abdal erkekler hala %90.1 bir oranla aşk arıyoruz:=) Bu araştırmayı çok umursamadık dimi?? Bilinen şeyler bunlar.. Biz nasıl bu hale geldik sizce??? Neden maddiyat aşkın önüne geçebildi??? Para ile olduktan sonra 3-5 dak eş olabilicek çok kadın çalışan war....

Hırsızlık neden hergün daha fazla artıyor sizce??? Ankara Ticaret Odası'nın yaptığı araştırmaya göre; 2006 yılında şahsa ve mala karşı işlenen suç sayısı, bir önce ki yıla göre %64 artmış durumda... Aynı araştırmaya göre ; 2005 te, her 64 saniyede bir suç işlenir iken . 2006 da her 39 sn de bir suç işlenmeye başladı... Sizce, nasıl bu hale geldik??? Ayşe Serap Bostancıoğlu'nu tanıyanınız war mı?? "İstanbul yaşanılmaz ve güvensiz bir kent haline geldi" neden dedi biliyormusunuz?? Umurunuzda mı? Ya tecavüzler?? Düşündünüz mü??
Polis yetersiz kalıyorsa , sizce polise kim destek olucak???

Hangimiz, dürüstçe yaşayıp ta Yeter demiyoruz artık??? Birşeylere ve her yanlış şeye yeter diyoruz...

İşte sivil devrim böyle başladı....
Yeter diyen yüreklerde, zihinlerde, gözlerde başladı... Yeterciler o kadar çok ki. Belki gece dükkanına hırsız giren bakalınız onlardan, Belki kendi kızının güvenliğinden endişe eden bir baba yetercilerden. Belki yıllardır aynı siyasi çıkmazlara saplandığımız için siyasete tepkili olan kardeşiniz onlardan. Belki de siz yeter diyorsunuz... Koyun olmaya, güdülmeye yeter... Korkmaya yeter... Susmaya yeter.... Siyasi hareketlere yeter... Anarşistlere yeter...

Kendi aklınız warsa, neden başkasının aklına uyuyorsunuz???


Edit 10:29pm: 'Sivil Devrim' hakkında küçük bir araştırma yaptım Google da. Karşıma çıkan en ilginç olay; DTP
Kars İl Başkanı Mahmut Alınak'ın açıklaması oldu.."Kabul edilen sivil itaatsizlik, düzenin kapısına kilit vuracak, düzeni teslim alacak...." "çocuklarımızı; doğan çocuklarımızı nüfusa kaydetmezseniz....", "Yargıya gitmiyorum, okula göndermiyorum, nüfusa gitmiyorum, tapuya gitmiyorum..."

Alınak 'Ayrımcı-Kürt Sivil Devrim' ütopyası kurmuş. Ben kendisine bi anlamda katılıyorum. Madem ki ayrılıkçılık yapıcak 'bazı kesimler': nüfüs ta adı olmasın. Hiçbir sosyal güvenlikten ve haktan faydalanmasınlar. Okula gitmesinler. Mezar taşları olmasın.. Tek sorun bunu yaparken masum çocuklara diil... Ayrılıkçılığı seçen, sayın Alınak gibilerine uygulansın bu kanun. Ewt Doğu ilerrinin kalkınmasında geç kaldı biraz Türkiye ançak hızla ve sağlam yatırımlarla bu ayıbını biran önce kapatmaya çalışıyor. Siz GAP'a rağmen kendinizi 2. 3. sınıf vatandaş gibi gösterip, bir yerlerden destek alıyor, bu nedenle de ayrılıkçılığı seçiyorsanız benim gözümde vatan hainisiniz... Herhangi bir vatan haininin de Türkye nin ekmeğini yemesini istemem ben.

Mayıs 02, 2007

๑۩۞۩๑




Sevgili Pitikos'umuzu evine bağlayacak, uslandıracak, yaşama sevinci olucak;
nasip bir kız arıyoruz....=)

๑۩۞۩๑

Hoşgeldin Bahar

1 Mayıs Batı Trakya da ve Yunanistan'ın birçok bölgesinde 'Bahar bayramı' olarak kutlanır. Benim yakıştırdığım tabirle 'Ulusal piknik günü' dür. En son yedi yaşımda kutlamıştım bide dün kutlayabildim.. Aslında Türkiye de de bir dönem (1935-Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun) 'Bahar bayramı' olarak kutlanmış ancak şimdilerde 1 Mayısta İstanbul'da sokağa bile çıkmak istemiyorum . Özellikle Taksim meydanından uzak duruyorum. Koministler, bazı özel günleri kendilerine maal etmeyi çok seviyorlar. Özellikle 1 Mayıs ulusal kurtuluş günleri gibi. Tamam 1886 yı anın ve 'işçi bayramı' olsun aynı zamanda. Ancak bahar bayramınıda gölgede brakmayın. Brakın; insanlar, bir gün, yeşile maviye doysun, kırlara denizlere yürüsün. Sizde sabahtan kutlayıp işçi bayramını, öglenden sonra piknik bayramına geçin. Çok mu zor?? Yunanistan'da oluyo valla. 2 bayram bir günde olabiliyor ve biri diğerini gölgelemiyor. . Neyse çok yedim çok içtim dün ve yeni yeni ayılıyorum:=) Sizi bazı resimlerle baş başa brakıyım...

Hava oldukça kapalıydı ve sabahtan biraz yağmur çiselediği için Mustafa eniştelerin saçağında kuruldu sofra. Bende davetliydim. kendi piknik organizasyonumu yapamadığıma hiç bu kadar sevinmemiştim:=) 3 nesil bi aradaydı. çok keyifli bir sofra ve sohbet oldu...

Mayıs 01, 2007

Millet Hainliği..

Bugün yeterince yazdım ve okudum diip az daha yatıyordum ki, unuttuğum rutin ziyaretlerimden birkaçınıda yapiim dedim.

Severek okuduğum bir blog da bir resim ve bir bildik cümleden oluşan bir post a 56 yorum yapılmış 29 Nisandan bu yana. Resim sevdiğim bir Atatürk resmi, cümlede genelde benimde kullandığım "Rahat uyu..". Böylesine basit bir post a 56 yorum. Sorun şu bir Atatürk karşıtı gelmiş bi yorum brakmış laf laf açmış, sarf edilen sözler can yakmış. Canı yananlar can alacak hadde gelmiş..

Bir insan , bir tek fikre saplanıp kalamayacak kadar büyük bir; düşünce evrenidir....

Bir Dünya görüşünde yüzlerce sempati duyulabilecek öğe olabilir. Ancak hiçbir Dünya görüşü, kendine karşı olan fikir, felsefe veya yapıları yok sayabilecek kadar engin olamaz... Felsefi Sentezler zenginlik ve kuvvet verir. Bazen de sentez kaçınılmazdır.. Ancak sırf karşıtı olduğu için aşağılayanlar genellikle kendi fikirlerine de ihanet ederler. Bir örnekle, Hz İsa yı ve öğretilerini yok sayan bir insan, müslüman olamaz. Kemalizmi, fikri ile eleştirenleri, vatan haini gören bir insan da, Kemalist olamaz. Mustafa Kemal, fikirleri nedeni ile , vatan haini ilan edilmişti. Ancak bir kişiye mahsus 'Atatürk' soyadını aldı....
Dinlemeyen insan; ya sağırdır, ya da bağnaz....

Eleştirilere açık olmayan bir insan, kendi zayıflıklarından, eksik veya fazlasından korkar

Ancak ben özellikle 'millet hainleri'nden bahsetmek istiyorum...
Milletini, tavır ve söylemleri ile küçük düşüren, millet içinde infial yaratıp, guruplaşmalara, kutuplaşmalara ön ayak olan, mevcut karşıt gurupları, birbirine düşürüp kırdıtmak için eylem yapan herkez millet hainidir...

Bıçak sırtı bir konu... Kimseyi kırmamak adına düşünmeyen , inandığını savunmayan bir millet mi olalım? Hayır.

1) Saygıdan taviz vermeden, anlaşılır bir şekilde; fikirler savunulmalı...

2) Karşıt bir fikri anlamak için gerçekten(can kulağı ile) dinlemeli...

3) Anlaşılamayan konularda, gayet sabırlı ve yumşak başlı bir şekilde 'açıklama' taleb edilmeli...

4) Karşıt fikirde; haklılığına inandığınız yönleri, belirtmeli ve desteklemeli...

Millet hainliği , vatan hainliğinden daha ağır bir suçtur. Kişi hem kendine, ailesine, sevdiklerine ihanet eder. Hemde milletinin geleceğine....

Bağnazca körü körüne bir fikre saplanan, tölorans gösteremeyen ve karşıtına saygı duymuyan her insan Milletine her an ihanet edebilicek canlı bir bomba gibidir. Çünkü bir fikir adına konuşurken, o fikrin tüm sampatizanlarına kin duyulmasına neden olabilir. Kendi kendine ve gönüllü sözcülüğünü yaptığı bir yapıya düşman yetiştirebilir....
Kendi fikrinize, sahip bir dostunuz bile olsa, tartışmada, saygı sınırlarının dışına çıkmasına izin vermeyin. Uyarmadığınız dostunuz, millet hainliği haddine ulaştığında sizin tarafınızdan da desteklenmiş olur ve siz bir millet haininin yatakçısı olmuş olursunuz...

Biraz empati ve biraz saygı, Lütfen. Uzlaşıya çok ihtiyacımız olan bir zamandayız.
Bir an önce; bölünmek yerine, tek hedefe; tümden kenetlenmemiz gereken, bir zamandayız...

Herkez, 'bölücülük yapma ma ya', gayret etsin....

1 Mayıs

Yaşasın, 1 Mayıs.. Ne kadar oldu kutlamayalı. En son 7 yaşımdaydı sanki. Yeni tanıştığım, yaşıtım, 2 kızın 1 Mayıs gösterilerini izliyordum. Bana kendi aralarında ki şifreli dili öğretmişlerdi. Kuş dilini=) Neden güvenmişlerdi bilmiyorum uzun süre aklımdaydı bu konuşma dili ancak unutmuşum... 1 Mayıs kutlamalarını çok seviyorum. Ailemden uzak kaldığım zamanlarda hep içimde uhde olmuştur. 1 Mayıs, Dünyanın hiç bir yerinde, Yunanistan'da ki kadar coşku ile kutlanılmaz die inanıyorum. Resmi tatildir ve neredeyse herkez bir etkinlikle bugünü kutlar. Geçen hafta, sırf 1mayıs'ı kutlayıp, İstanbula 2-3 mayısta gitme kararı almıştım. Ancak yoğun buhranımdan herhangi bir etkinlik planı yapmadım. Yan komşumuz, dün gece beni kendi etkiliklerine davet ettiğinde, 1Mayıs'ı hatırladım=) Babamlar , akrabalarımda bir meeting e katılıcakmış belki onlarla giderim... Belkide kendi başıma bir yürüyüşe çıkarım... Gençlerin gösterileri çok hoşuma gider. Belki onlara takılırım... Kardeşimde, muhtemelen evde arkadaşı ile bir eylem yapıcak=)

Tüm Dünya insanlarının 1 Mayısı bizim gibi kutlamasını diliyorum....

Neyse.... gün içinden. kısmetse birkaç resim koyarım....

İntihar

Zamanın birinde. Çok uzak bir ülkede. Nuri adında, 17 yaşında; bir genç yaşarmış... Nuri, hayattan öyle çok yorulmuş ki, tüm yaşama sevincini yitirmiş. Her günü, sıradan ve sıkıcıymış. Ne kadarda eğlense, hep mutsuzmuş. Bir çok dostu ve sevenlerinin ilgisine rağmen hep yalnızmış...

Nuri, yaşamaya anlam bulamadığından birgün ölmeye karar vermiş. Kimse üzerine alınmasın, sevenleri bir an da şok olmasın die, kuruyan ruhuna birkaç damla göz yaşı verilsin die; Bu kararını çevresindekiler ile paylaşmaya başlamış. İlk olarak küçük kız kardeşine, biçare durumunu ve kaçınılmaz kararını anlatmış. Kardeşi ; abisinin yaşamına son vermesinin gerekliliğini kavramış. Zaten onu en ii anlayabilende oymuş.
"Anladım abi, mecbursun gitmeye ama ben sensiz ne yaparım.. Sen abim ve dostumsun, ben sensiz ne yaparım. Senin ardından bende mi geliim? Hani hayallerimiz wardı, hepsini terk mi edelim? Lütfen gitme.. Sana ihtiyacım war, hayatım boyunca.. Gitme.." Diebilmiş. Ardından yas tutmaya girişmiş. Nuri bu duruma çok üzülmüş. Ancak kararından dönemezmiş.. Bu kararı, çoook uzun düşünüpte vermiş...

Annesi ile babasını son bir kez görüp vedalaşmak için yola çıkmış.. Yolda mahallenin delisi, Veli'ye rast gelmiş. Veli, ona selam veripte hal hatır sorunca, durumunu anlatmış. Deli sessizce dinlemiş, sözün sonunda. Nuri'ye, uğurlar gibi sıkıca sarılmış. " Yolun açık olsun ey Nuri, mekanın cennet olsun... Ancak sakın unutma; gidersen tüm umutlarıda beraberinde götürüceksin bu kadar umudu sığdırabilicek bir kalbin yok belki, valizin war mı bari???" die sormuş, cevab beklemeden, Nuriden uzaklaşmış...

Kararından dönmeyi, gururuna yediremeyecek olan Nuri, babaocağına gelmiş. Annesi onu şefkatle karşılamış. Bir tas yemeğin ardından, baba ile bir iki el tavla oynamış. Bu arada meseleyi açmış. Baştan kızmış olsalarda. İyice dinlediklerinde onlarda hak vermiş. Baba, bi anda parlamış " Ne halin warsa gör ama asla beni suçlama" Nuri çok şaşırmış. Anne oturup ağlamış sonra da dönüp " Aslan gibi delikanlısın yakışıyomu sana bu kararı almak?? Sütümü helal etmem sana. Ben ne derim konu komşuya? Gidip şehit olsan bir yerde hadi neyse. Git buralardan ve uzaklarda ne istersen onu yap" demiş. Nuri çok kırılmış. Şok olmuş.. Ancak küsmemiş, kızmamışta. Onlarda bi şekilde haklı die düşünmüş...

Kırık kalbi ile babaocağından ayrıldığında, çok sevdiği dostunu aramış. Ali; Nurinin çocukluktan arkadaşaymış. Her derdini neşesini bilirmiş. Ali'yi, bu durumlara mahsus, 'sohbet kayası'nda, deniz kıyısında, bir kaç şişe birayla hazır bekler bulmuş... İçmiş anlatmış Nuri, anlatıkça biraz ağlamış... Dostu ondan çok içipte efkarlanınca biraz rahatlamış. Ali, sarhoş hali ile söze başladığında. Ağlamaklıymış. " Bende, bu sabah, Tuğba dan ayrıldım" demiş. Nuri bi an üzülmüş.. Ali'nin, bu; 'bi dargın bi barışık' ilişkilerine çok tanık olmuş, sadece bu sefer onu kendinden de dertli bulmuş.. Ali'yi teselli etmek biraz zor olmuş... Tam onu güvenle evine braktığı sırada teyzeoğlu Kamil aramış.

Kamil'le , Nuri yaşıt sayılırmış ancak pek anlaşamazlarmış.. Nuri'nin üzgün annesi durumu paylaşmak ve ablasından akıl almak nieti ile aradığında; Kamil, durumdan haberdar olmuş...
Nuri, kuzeni ile buluşup uzunca sohbet etmiş. Belkide ilk defa zevkle muhabbet etmişler. Anılardan, gereksiz tartışmalardan, ailelerden, sorunlardan bahsetmişler. Nuri evine dönemek için kalktığında dostça sarılmış kuzenine, ilk ve son defa. Tam ardını dönüp gidicekken, Kamil seslenmiş " Kuzen! madem gidiyorsun, gerçekten. Hmm. motosikletini ben alabilirmiyim? Onu, hep sevmiştim, biliyorsun" Nuri, hoşça gülümsemiş. Küçük, kırmızı, 110cc lik vespasını çok severmiş. Hatta ona 'Kızıl Bebek' dermiş. İlçede tek kırmızı motor onun olduğundan nerede görülse tanınırmış... Birçok kız motoruna hayranmış. Onu gerçekten çok sevdiğini düşünmüş. Mahçup kuzenine dönüp. " Neden olmasın.." demiş...

Dedesinin kulubesinden bozma küçük evine vardığında, Güneş yeni batmış ve akşam olmuştu. Kapıyı açıp içeri daldığında. Davetsiz Babaannesini, mutfak köşesinde, bulaşık yıkarken bulmuş..

Devamı bi ara...=)

Nisan 30, 2007

Blog

" gunaaa.. ogün gunoo :D
naptin sen ama simdi.. üzüldüm yapma böyle.. nereye.. noldu ki.. rahatsiz
eden mi var :O döviyim mi :D yok yok sen kimse görmeden dön bak.. ... ama dön üzme beni :(
mazeretin vardir kesin senin simdi.. hic anlatma öyle ceryan gitti su
kesildi, hocam ahmet silgimi yedi :P
cidden dön DÖN dönnnnnnnnn :( "

=) Bu ortamdan, çok güzel insanlar tanıdım. Kalpleri ile ışıl ışıl insanlar... Bana bu maili atan insanda çok güzel. Kalbi ile, gülücükleri ile, sohbeti ile, en önemlisi; karakteri ile, iyiki varsın dediğim bir insan..

Dönmeyi düşünüyordum ancak artık seve seve dönücem=)

Nisan 28, 2007




Elveda
Blog


Nisan 27, 2007

Sondan bi adım önce.

Akşam güneşi battı az once. Ben hayatı; "bir şafaktan, bir akşama" die özetlerim hep.
Güneşim battı bir yerlerde belki beş yaşında bir çocuğun hayallerinde.
Tan vakti ağarmak bilemedi. Şafak çok gecikti. senelerdir.
Tat vermiyor, yaşam nicedir. Dostlar, mutsuzluğuma aşikar
Yorgunluk gurup vaktinden yadigar.
Yeter diorum. Yetmeli artık biliyorum...
Gitmeli artık anlıyorum...
Gitmeliyim!!

Can Sıkıntısı

Canım sıkılıyor bu aralar. Hiç keyfim yok. O yüzden yazamıyorum da, aslında yazmış olsamda anlatamıyorum. Bende anlamıyorum zaten.
Herşeyi yakıp yıkıp gidesim war. Biryerlere. Nereye?

En önemlisi aşka olan inancımı kaybediyorum
Dünya ya olan inancımıda.
İnsanlara olan inancımıda kaybediyorum

3-5 gündür böyleyim ama artık boğuluyorum resmen.
Bir an önce, İstanbul'a gitmem gerek..

Sıradan bir Gün

Hergünüm aslında biraz monotondur benim. Geceden, kedi benle uyumuşsa, sabahın fecrinde beni uyandırabilicek bi kakofoni bulur mutlaka. En çok nefret ettiğim: Parke üzerinde ki çakmak sesi. Pişinin de, en sevdiği oyun çakmak kovalamak zaten:=) Bende uyanır uyanmaz önce Pc yi açarım. Hemen ardından kediyi de bi Looney Toonz tekmesi ile kapı dışarı edip. Maillerimi felan check ederim. Bazen chat ederim, haber okurum, blog okurum felan. 1 saat sonra annem gelir.

Ben kahvaltıya inerim alt kata sonra tekrar yukarı çıkarım Pc başına. bi yandan işe hazırlanırım felan..Babam işe çağırır ISRARLA. Bende söylenirim, çıkarız yola..

Bu sabah kedi uyandırdı felan herşey aynıydı. Ancak bi ara netten sıkıldım. Pc yi kapayıp alt kata indim. Feodal babamın 13-15 kuzusu war, "Çiftlik hayali için" desede. Ben, 'bi ara beni çoban yapma' fantazisi olduğunu biliyorum:=) bir Ford Transit dolusu ot getirmiş dünden. Annem de beni yardıma çağırıcakmış tam, indirelim die. Yanında bittim. Ben arabanın içinden anneme veriorum otları o yerleştirio du ki. Birden babam çıktı bi hışıma dışarı. Yine her sıradan günkü gibi söylenio benim için:=) üst kata dogru yüksek sesle:=) Ki kendisinin sınırları benim merdivenin başladığı yerde bittiği için söylenmeyi tercih eder genelde:=) "Kapatıcam bu interneti!!" Parasını benim ödediğim bi hizmeti mi:=) sanmıyorum. "Burada bi Dünya iş war o internette" hayır ben işimde gücümdeyim de sen napıyosun:=) annemde bi yandan kıs kıs gülüp bana "sus bakalım napıcak" dio. Ben arabanın içinden dinliorum sevgili pederimin isyanını. Bildik söylenceler olsada bu sefer farklı gelior kulağıma:=) söylene söylene arabanın yan kapağını tam açmıştı ki göz göze geldik:=) ateş war dı gözlerinde , ırsi bişi bizim ailede. Bi an sadece göz göze:=) ben gayet sakin " Ne diim ki baba sana" dedim:=) O birden mahcup bişiler dökmüş pişi misali gözlerle. " Affedersin" diebildi. Hatta birkaç kez tekrarladı, annem katılıyo gülmekten... Sonrada çevirdi. " Siz bana tuzak kurmuşsunuz" dio. Kıvırmakta ırsi, dans edememek gibi:=)

O anı unutamıyorum:=) siz anlamadınız tabi ama okan anlayacaktır mutlaka:=)
Çok güzel sıradan bir gündü:=)

Nisan 25, 2007

Biri Var

Bugün sabahtan beri bir çeşit zombi gibiyim aslında, Bi ara arabada giderken bu şarkıyı dinledim, ilk defa, Bi hıza eve gelip şarkıyı buldum. Gerçi biraz fantazi tarzında ama bende bugün tam arabesk tadındayım die sevdim siz severmisiniz bilmem..




BenDeniz-Biri var

Bir hayaldin öncesinde, adın konmuş aşk dilinde
Ben senin sadece imkansızındım
Kelimeler tükendi de, sen bitmedin bak içimde
Bunu senden beklemezdim

Biri varrr.

Hangi yalan, hangi sebep
Cevabın yok, bitti demek
Belki de ben senin korkularındım

Zorundayım, zorundasın
Hangi yolun sonundasın
Belki de sakladığın bir şey var

Biri varsa aramızda
Çığlıklarım yalnızlığa
Bu ayrılık akşamında
Gözyaşıma boğuldu dünya

Sorma bana sensizliği
Sorma bana gücün yoksa
Gelen aynı giden aynı
Bırak beni yalnızlığıma

Hangi yalan, hangi sebep
Cevabın yok, bitti demek
Belki de ben senin korkularındım.

Zorundayım, zorundasın
Hangi yolun sonundasın
Belki de sakladığın bir şey var

Nisan 24, 2007

Değerler

Değer: felsefe Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.TDK
Her insanın(ciddi bir zihinsel rahatsızlığı olmadığı sürece) kendine özel değerleri wardır. Bu değerlere bir de çevresel değerler eklenir. Aslında bu seçimsel bir kabullenmedir. Ancak bazen yetişmeden veya cehaletten gelen zaruretler de mümkündür.
Bazı değerler ise; sadece Sorumluluktur...

Tek kelime ile örnekler vermek gerekirse.. Bilgi, kişisel bir değerdir... Ahlak, kültürel bir değerdir. Namus, yetişmeden gelen bir değerdir. Korku, cehaletten gelir.. Sempati, seçimseldir. ve benzeri..

Milliyetçilik: Kültürü, tarihi, dili, aileyi koruma ve geliştirme adına, başka bir millete saygısızlık etmeden ve hümanizmden asla ödün verilmediği sürece, bir sorumluluktur...
Çift milletli olunduğunda, çifte sorumluluktur.


Bir insan; dinini seçebilir. dilinide seçebilir, kültürünü veya ailesini seçebilir. Kendine uygun bir milliyetçilikte belirleyebilir... Ancak asla doğduğu aileyi-milleti(milletleri) seçemez. İşte bu nedenle yukarıda belirttiğim 'milliyetçilik değeri' bir sorumluluktur.

Milliyetçilikten daha fazla öneme sahip başka sorumluluk değerlerimizde war. En başta Hümanizm hemen ardından Ekoloji ve Dünya. Ancak bu iki daha değerli sorumluluğumuz, iç güdüsel varoluşçuluğumuzun gereğidir. Milliyetçilik bunlara nazaran daha az ehemmiyet içersede insanlığın gereğidir. Kültürel zenginlikler korunmalı ve aktarılmalıdır. Küreselleşme bir tek Dünya kültürüne ve milletine varana dek, asimile olmadan; geleceğe, mirasın aktarılmasıdır. Bir tek Dünya Kültürü ve Milleti mümkün olması imkansız gibi görülsede, kültürlerin gelişmesi için en somut amaçtır. Bu ütopya ya inanırken, kendi kültürümeze sahip çıkmamız bile , kültürümüzün, kendiliğinden gelişmesini sağlayacaktır...

Bir insan, yeni bir millet meydana getirebilir. Ancak bu da sadece kendinden sonra geleceklerin milleti olabilir.. Atatürk gibi. Lenin gibi, Washington ve Jefferson gibi, Hz Musa gibi.

Ya sizden sonrakiler için bir millet kurucaksınız. Yada mecburen; mensub olduğunuz millete, sahip çıkacaksanız. Bu sahip çıkmayı ister kominizmle yapın, ister dincilikle, ister anarşik olun, ister doktor, ister evsiz-işsiz olun.
Yukarıda ki belirttiğim kıstasların dışına çıkmadan
milletinize/milletlerinize sahip çıkmak zorundasınız...

Bu yazıyı bir gelişme doğrultusunda yazdım.
Farklı düşünenler warsa , karşı çıkabilsinler die yazdım..
Edit 04:22 : Bu yukarıda anlattığımı batılı çağdaş medeniyetler çok güzel yapıyor. Milletine ve Ülkesine çok güzel sahip çıkıyorlar. Biz o çağdaşlığa eremedik belki. Belki de çağdaşlaşma bu sorumlulukla başlıyor. Biz karikatürlerimizde bile kendimizi aşağılıyoruz. Kendi tv görüntülerimizle FIFA dan ceza alıyoruz. Yunanistan maçında sahaya seyirci giriyor ancak görebilene aşkolsun. İtalya nın Libya da yaptıklarını, Fransa'nın Cezair de yaptıklarını,
Srebrenitsa'yı, Ermenilerin yaptığı Hocalı Katliamını, 1milyon Azerinin göçe zorlandığını kaçımız biliyoruz? Ancak Türk-Ermeni meselesini tüm Dünya biliyoır. Bugünlerde ki Cumhurbaşkanlığı seçimimize odaklandı Tüm Dünya. Bizde birşeyler yanlış, ancak milletimiz, kültürümüz veya ülkemiz diil yanlış olan. İdarecilerimiz, aydınlarımız; 'çoğunlukla' yanlış....