Temmuz 06, 2009

Nişan


Sonunda ruhumun eşini, aklımın ışığını, gözümün nurunu, yüreğimin gerçek sahibini; Allah'ın izniyle, buldum!!
Tanıyan-tanımayn bir çok kişinin şaşkın bakışları arasında, yüreklerimizin bağını, yüzüklerin bağı ile kuvetlendirdik.



Darısı, tüm bekar sevgililerin başına=)

Haziran 12, 2009

Next

Bu bir denemedir. Film izlemeye çalışıyoruz yanlış anlaşılma olmasın.
Next

Birinci bölüm.


İkinci bölüm


Üçüncü bölüm


Dördüncü bölüm

Mayıs 30, 2009

Dost mu?

Eski zamanlarda bir belde de fakir bir adam varmış. O kadar fakirmiş ki, köyün çobanı bile ondan zenginmiş. Adam bir gün dağda oduna giderken sıcaktan bunalmış, ağzını açmış; sanki "Su! Su!" diye bağıran, bir yılan görmüş. Adamcağız kendi kendine yılanı sulaması lazım geldiğini düşünmüş. Araya araya bir miktar su bularak yılanın üzerine dökmüş. Yılan da hakikaten susuzluktan yanmakta olduğundan adamın döktüğü suyu büyük bir zevkle yalamaya başlamış ve adamdan memnun olduğunu belirten bir tavırla oradan çekip gitmiş.

Birkaç gün sonra, adam yine ormana gittiğinde yılanı görmüş, fakat bu sefer yılanın ağzında bir altın varmış, adamı görünce oraya adamın geçeceği yola bırakıp çekip gitmiş. Adam da altını alarak eve dönmüş.
İkinci gün yılandan memnun olduğu için sevinçle bir kaba süt doldurarak yılanı gördüğü yere vardığında, yılan yine ağzında bir altınla adamı bekliyormuş. Adam sütü bir yere bırakmış yılan da hemen ağzındaki altını bırakarak süte koşmuş. Adam da altını alarak geri dönmüş ve işte bu şekilde arkadaşlık başlamış.

Derken adam zengin olup hacca gitmeye karar vermiş, oğluna da meseleyi uzun uzun anlatarak her gün bir tas süt götürüp altını almasını söylemiş.Adam hacca gittikten sonra çocuk bir gün sütü götürmüş altını almış.
İkinci gün, ben demiş "her gün süt götüreceğime yılanı takip eder altının yerini öğrenir onu öldürürüm. Ondan sonra da altınların tamamını alır yılana süt getirmekten kurtulurum" demiş. Hakikaten ikinci gün sütü getirip altını aldıktan sonra, gitmeyip yılanı beklemiş. Yılan tam deliğine girerken, çocuk elindeki balta ile yılanın kuyruğunu kesmiş. Fakat yılan can havliyle çıkarak çocuğu sokup öldürmüş ve deliğine geri girmiş ama ölmemiş.
Adam hacdan gelip durumu öğrenmiş ve oğlunun yaptığından utanç duyarak yılanın deliğine gitmiş, eski dostunu ürkek ve saldırgan görünce; "Kabahat bizim çocukta, o da ettiğini bulmuş zaten, lütfen bizim dostluğumuz bozulmasın" dediğinde; Yılan, lisanı hal ile şöyle demiş: "Arkadaş, bende bu kuyruk acısı, sende de evlat acısı oldukça biz artık dost olamayız.”

Bildik bir hikaye bu. hepimiz bir zamanlar duymuş belkide hepimiz hak vermişizdir.





Yerim "
Kürt açılımı"nı.

Bizde bu
evlat acıları oldukça sizin kuyruğunuza basmaya devam edeceğiz.
PKK'nın kökünüzü kurutana kadar:
Bize huzur yok.

Biz

Madem bugün video kliple blog doldurma ulusal günü o zaman bi video daha olsun izlemesi zevkli bir video.

Where the hell is Matt. <-resmi Matt Harding sitesi
Matt kendi çapında bir Metropolis insanı iken birden çıldırır ve 2003 te işini brakarak, sahip olduğu tüm maddi birikimi ile birlikte asya turuna çıkar. Parası bitene kadar dolaşır. Birgün yol arkadaşı ona " Neden şurda durup o dansını yapmıyorsun bende kaydediim" der işte bu sözle ilk klip fikri ortaya çıkar; Dancing 2008, 14 aylık bir çalışma ile 42 ülkede çekilmiş. Matt in ilk klibini beğenip ona e-mail atan kişiler de bu yeni klipte rol almış ve ortaya güzel bir çalışma çıkmış.

Renklerimiz, kültürlerimiz, yaşadığımız yerlerimiz ne kadar farklı olsa da
Biz sadece insanız.


Nostalji

Yaz gelince yazmak zor=)
Aklımda bir sürü ylaşmak veya kayıt altına almak istediğim belki de sadece haykırmam gereken bir çok şey war ancak yazmak gelmiyor içimden.

Gündelik net aktivetelerim: msn sohbeti, Facebook takibi ve blog göz gezdirmekten öteye geçemez oldu. İşte bu tatil gününde Facebook ta Mafia Wars oynayıp paylaşılan videolara göz atarken geçen sene hit olan bir parçanın cover ı kalbime düşüverdi. The Saturdays gurubunun seslendirdiği Madcon un Beggin şarkısından bahsediyorum.



Bu şarkıda en çok hoşuma giden bölüm:

I need you, to understand
Tried so hard
To be your man
The kind of man you want in the end
Only then can I begin to live again
..

Nerdeee o eski aşklar...

Dip not: Bu kilpte ki sarı şekerim Molie'yi kaprisli ve histerik birazda nevrotik olduğuna inanmama rağmen tek gecelik beğendim=)

Mayıs 25, 2009

İttifak

Bu ikisi gizli gizli bi iş çeviriyo fısır fısır ama daha çözemedim

Mayıs 17, 2009

Hafta Sonu S(C)efası


Yoğun bir haftasonu geçirdim.
 
Önce evimizin yeni ferdi olan chow chow umuzun adaptasyonu ile meşgul olduk. Mubarek köpek sanki bize gelmeyi dört gözle bekliyormuş gibi hemen şımardı ancak sevgili kedimizin yakın markajında.

Cumartesi gecesi terhis olmuş eski bir asker olarak askere yeni gidicek gençlere, eşsiz tecrübelerimi aktardım. Bi yandan Eurovizyon'da, Norveç'in haksız birinciliğini izledim.

Pazar günün neredeyse tamamını akşam yemeği için heba ettim.

Mayıs 13, 2009

Özgürlük

Nedir özgürlük?

Hani bazen sokaklarda bir gurubun sloganlar atarak istediği hedef mi? veya aile-erkek baskısından bunalmış bir kadının huzurlu hayali mi?

Özgür olmak istiyorum hemde herşeyden daha çok ama nedir Allah aşkına bu özgürlük?

Paraya muhtaç olmamak istiyorum : Paranın kölesi, olmamak için.
Kimsenin karışamadığı, dilediğim gibi bir hayatım olsun istiyorum: Hesap vermemek için.
Her istediğimde-istendiğimde, kız arkadaşımın o ipek-sıcak teni, tenimde olsun istiyorum: Hep,  yalnız kalmamak için?

Özgürlük eğer bu ve benzeri dileklerse ya Rab; ben, çok şey mi istiyorum?

Teskere



Askerlik bitti=)

Çok şükür

Mayıs 05, 2009

Unfavorable questions

Bazı sakıncalı sorular war hayatımda. bana o soruları sordukları anda nefret ediyorum insanlardan.

Mesela:
"Neden okulunu bitirmiosun?"

Sana ne! demek geliyor içimden zor zapt ediyorum. Hakikatten sana ne?
Belli ki bi bildiğim war sen benden daha mı ii biliceksin beni?
Hem bakalım sen hak ediyormusun bu soruyu? Sen hangi okulu bitirdin?
Teknik universiten mezun bir mühendis sorunca bu soru altında eziliyorum.
En büyük hayallerimden biri İnşaat mühendisi olmaktı ama olmadı olamayacağına hüküm verdim yol henüz 'çok geç' değilken hayata balıklama daldım. Ancak bu soruyu vasıfsız bir kadın sorarsa dayanamıyorum. Dünyanın en iyi insanı da olsa ondan nefret ediyorum.

Yani ne; İnşaat mühendisi olsam daha ii bir koca mı olurum senin için veya yatakta daha bir arzulu mu olursun benim için? Kadın mantığının beni yendiği nadir bir andan söz ediyoruz işte.

Mayıs 03, 2009

Sıradanlaşmak

Belki neslimin veya çevresel etkilerin bir sonucu olarak 'popüler kültür'e karşıyım. Aslında POP kültürü 80 kuşağı ile tavan yaptı ama sıradışı olmaya çalışmak zamk gibi kişiliğime yapıştı. Aslında bunu biraz irdelemek gerekirse eminim yeni nesillerin bir önce ki nesle ibrenmesinin doğal sonucu olarak POP hızla yayılırken ROCK abilerimize hayranlık olarak bağlayabiliriz.

Her an sıradışı olmak mümkün değil sanırım ancak seçenekler warsa olağan dışı olanlar daha çok tercih sebebi.

Blog yazmak sıradanlaşmaya başladı. 

Bu bir tür ara veya elveda postu değil sadece bu sıradanlık canımı sıkıyor. Halla nette ki en gündelik ilgilerimden ancak içimden yazmak gelmiyor. 

Sadece bir sitem.

Nisan 25, 2009

Burçlara İnan(m)ıyormuyum??

Bu son dakika golü oldu. Tarihe not düşmesi açısından yazıyorum tamamen kişisel.

Genellemeleri seven biri olarak burçları saçma buluyorum. Hatta bir dönem bu gibi paranormal konuları araştırdım ve görünen o ki insan inanmak istediğinde mantık dışı olaylardan mantıklı sonuçlara ulaşabiliyor.

Bir ara hatta uzunca bir dönem tüm çıktığım kızlar Yengeç burcuydu. Ben bunun farkına ancak 6cı ilişkimden sonra varabildim. Ne hikmetse tüm bu kızlar aynı zamanda yeşil gözlü ve hepsi ilk bakışta aşktı. Çok süründürdüler=)

İki yıldır severek takip ettiğim bayan blog yazarlarının büyük çoğunluğu Akrep burcu. Ne hikmetse neredeyse herbiri aynı veya çok yakın tarzda yazıyor. Nerdeyse herbiri yüksek ancak olanaklı hayalleri olan azimli materyalist gençler. Aşırı duygusal olmadıklarına inansamda herbiri duygusal tatminsizlikten şikayetçi. Hayranlıkla takip ediliyorlar. Bu postun nedeni de bu yazarların benzer kaygılı yazıları oldu.

Tanıdığım oğlak burcu hiçbir kadınla veya erkekle anlaşamıyorum hatta beni uyuz eden bir pırıltı war gözlerinde.

Başaklarla aynı kulüp üyeleri gibiyiz leb demeden lebi derya diyoruz.

Ya kozmoz bana birşeyler anlatmak istiyor ya da ben bir kabustayım.

Nisan 24, 2009

Kurtların 'Ergenekon' Vadisi

Yuh artık diyorum.

En başından beri Kurtlar Vadisi izleyicisiyim. Çok severek izlediğim bu dizi kız arkadaşlarıma fazlasıyla itici gelmiştir ancak bu gece son bölümünü izlediğim bu yapıt kendini aşmış durumda.

Ergenekon soruşturması başlamadan 6 ay önce dizide Ergenekon konusu işlenmeye başlamıştı. Hatta soruşturma açılınca "Biz bu filmi gördük" modundaydık. Kurtlar Vadisini takdir edip izlenmeye değer tek dizi olarak kutsuyorduk. En baştan beri gündemle paralel ilerleyen dizi. 'Türkiye Kaosu'nu net bir şekilde anlamamıza yardım ediyordu. Bir süre heyecansız geçen bölümlerin ardından bomba gibi bölümler gelmeye başladı. İşte bu son bölümde bunlardan biri.

Ergenekon tam gaz devam ederken, bir zamanlar Ergenekonu öcü olarak gösteren dizi şimdi Ergenekon soruşturmasına tavır almış durumda. Böylesine bir değişim daha sempatik gözükmeye başladı.

Ergenekon ismini ilk olarak Metal Fırtına isimli kitapta duymuştum. Ne hikmetse birden patladı işte. 'Ergenekon örgütlenmesi'nin ne olduğunu biliyorum ve tamamen karşıyım ancak bu kadar birdenbire çıkıp bu kadar dallanıp budaklanınca insan sormadan edemiyor.
"Siz hangi kaynaktan besleniyorsunuz?"

Kurular içerde yakında tüm ilişkileri ortaya da çıkar ancak kurunun yanında yaş die bu insanlara inanlarda içerde. 'Aydın' die her sözlerini gönüllerine yazdıkları kişilerin aslında ülkeyi bir nevi dikta rejimine sürükleme gayesinde olduğunu hala idrak edemeyenlerde içerde. Mandacılık yerine aydıncık yeğdir die destekleyenlerde içerde. Üniversitelerde 'eski kominist' yeni ADD cilerin provakasyonlarına gelenlerde, içerde. Saros burslu çağdaşçılarda içerde.

Yazık Türk milleti ne kadar unutkan. YÖK ü unuttuk. "Sivil Darbe" çığlıkları atıp cumhuriyet yürüyüşleri düzenleyenlerin yandaşları televizyonda "Bu hükümetin yaptığı sivil bir darbedir" açıklamalarını işte bu yüzden bu kadar rahat yapabiliyor. Adamlar resmen gözümüze baka baka bizi uyutmaya çalışıyor. Bizde hiç bir şey anlamdığımızdan herkezi dinliyoruz ve herkezde biraz değişiyoruz. Bu kadar unutkan olmasak belki anlarız sözlerin altında gizlenenleri.

İşte Kurtlar Vadisi de bu yüzden değişiyor. Gündemi anlatmak isterken, geçmiş bölümleri unutuyor. Sonradan toparlamaya çalışıyor, tam bu esnada biraz aksiyonla izleyiciyi heyecanlandırıyor. Resmen Türkiye gerçeği.

İnanıyorum bu önümüzdeki sene Avrupa'da yoğun sportif başarılar görücez hepimiz bugünü unutup sokaklara dökülücez. Ülkenin senaristleri de; reytingleri görünce, rahat bir nefes alıcak.

Demedi demeyin.

23 Nisan

Köyüm die demiyorum, gezmeyi çok seviyoruz. Çanakkale gezisinin hatırası soğumadan şimdide 23 nisan da Selanik gezisi düzenlediler. Genci, orta yaşlısı, çoluk çocuk, cümbür cemaat 3 otobüse doluşup Selanik'e gittiler. Annem, babam ve kardeşim de arkasına bile bakmadan onlara katıldı.





















Ben 23 Nisan da vatan borcumu ödemek için en zor şartlarda askeri görevimi icraa ediyordum.


(Mana Khemia: Alchemists of Al-Revis, PSP de ki yeni takıntım. Biraz karışık gibi gözüksede çok eğlenceli bir oyun. Tezkereye 20 gün kaldı. terhiz olmadan önce bitirmeyi umuyorum.)

Nisan 19, 2009

Paskalya

Yunan vatandaşıyım, 28 yaşındayım ancak paskalya hakkında ki bilgim sadece vikipedik. bunca yıl sadece 'resmi tatil' boyutunda izlediğim paskalya bayramını bugün resmen yaşadım(az da olsa)

Dün gece, paskalyaya özel bir yemek yedim ilk defa. Magiriça(μαγειρίτσα):Koyun ciğeri-böbreği pirinç, yeşil soğanla yapılan paskalyaya özgü bir çorba. Kışladan komutanlarım gelip "Daha önce böyle bir yemek yedin mi bakalım" die sordu samimice. Sulu yemekleri genelde seviyorum ama bu yemek gerçekten çok hoşuma gitti.. Yanında meşhur boyalı yumurtalar ile birlikte afiyetle yedim=)

Bu sabah çok erken saatlarede kuzu çevirmeler geldi. Çok ilgilenmedim ancak herkezde bir 'paskalya sofrası muhabbeti' wardı. Herkez kendi sofralarından övgü ile sohbet ediyor bazıları yemekhane önünde çevirmeleri bekliyordu. Yemekhanede özenli bir çalışma wardı. Şaraplar, salatalar bir bir taşınıyordu. Ben yinede ilgisizdim.

Yemeğe gönülsüzce bir merakla gittiğimde tüm komutanların tören elbiseleri ile bizi beklediğini görünce şaşırdım. Beni tanıyan herkez bayramımı kutluyordu. Bi an anladım ki bende onlardanım. Birden çok mutlu oldum. ben buranın kültürüne çok yabancıyım ancak bunu aşmak için elimden gelen çabayı gösterdim askerliğim boyunca ve görüyorum ki doğru yoldayım.

Yemek masaları güzel bir restorant gibi donatılmıştı. Yarım tatlı kırmızı şaraplarla kuzu çevirme ve kokoreçleri afiyetle yedik.

Çıkışta alay komutanımızla ayak üstü konuştuk. "bugün özel birşey yapıcakmısın dışarda?" die sordu. Bende "Bizim bayramımız değil ama evde bir sofra olucakmış." dedim. Çok samimi ve saygılıydı. böyle bir komutanın emrinde olmak gurur veriyor. Buraya gelirken en çok üzüldüğüm Serres de kurduğum güzel dostluklardı ancak beni çabuk sahiplendiler ve bende bugün bunu anladığım için çok daha mutluyum.

Yemekten sonra iznim wardı ve eve geldim. nitekim ev-kışla 10 dakkika mesafede. Tam geldim annem mangalı yakmıştı. hani o askerlerin övdüğü sofralardan biride bizim evde hazırlanıyordu. Ancak çok tok geldiğim için bir lokma yemedim evde=(

İlk defa gerçeğe yakın bir paskalya yaşadım.
Yunanistan'ı seviyorum.

Nisan 15, 2009

Mimar Sinan

Koca Mîmâr Sinân Ağa'nın bugün doğum günü.
15 nisan 1489 Kayseri doğumlu. Büyük usta-üstat. Hayranı olduğum tek mimar-mühendis.
Hakkında uzun uzadıya kes yapıştır bilgiler sergilemek istemiyorum. Dileyen Vikipedi'den araştırabilir.
Sadece şu vikipedi kaynaklı bilgiyi paylaşmak isterim.
"
Mimar Sinan 92 camii, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser vermiştir."

Çok yaşa Sinan Ağa

Nisan 13, 2009

Yeni dönem

Yanlızlık zor zanaat ancak insan alışıyo zaten kendi içinde değişik imkanlar barındırıyor.
Bir insana ait olmayı veya sadece bir insanı sahiplenmeyi, özlüyorum.
Aşık olunca zihnim daha berrak, duygularım daha net ve yaşam daha parlak ama aşk bitince tekrar toplanmak çok yorucu.

Aşık felan değildim çok şükür=) Ancak aşka çok açıktım bu yeni dönemde asla olmayacağım kadar açıktım.

Nisan 09, 2009

Güzel bir gün

Bugün çok huzurluyum. Şimdi o yüzden bu yüzden die anlatmıcam uzun uzun zaten gerekte yok. Sadece boşa bir çabadan kurtuldum o yüzden rahatladım diim. Bunu da tarihe not düşiim istedim.

edit: Katy Perry nin bu şarkısını 2. kez bloguma koyuyorum çünkü bu şarkı bana yazılmış gibi=)
Çok eleştiren bir insanım hatta kendi fikrimle gelene bile karşıt bir fikir buluyorum ancak daha da garip olanı içinde hüzün, kin, acı, öfke gibi karanlık duygular barındıran karanlık insanları üzerime çeken bir cazibem war. Bunu biraz anlayabiliyorum içimde taşıdığım umut ışığı karanlıktan bunanlara nefes aldırıyor ancak onların karanlığı benide karartıyor o yüzden artık kaçıyorum onlardan hatta herkezden kaçıyorum çünkü kendi ışığım sönmeye başladı ve daha güçlü umudu olanlarla kendi inancımın gücünü birleştirmek istiyorum. bu şekilde yeniden başarılı ve hayat dolu olabilirim. İşte bu yüzden mutsuz cehennem sakinleri benden uzak olsun diliyorum. Hazır yaza da giriyoruz=)



Hot N Cold - Katy Perry

Artık fikrim zor değişir ama bu şarkı beni çok güzel eleştiriyor=)

Cause you're hot then you're cold
You're yes then you're no
You're in then you're out
You're up then you're down
You're wrong when it's right
It's black and it's white
We fight, we break up
We kiss, we make up
(you)You don't really want to stay, no
(but you)But you don't really want to go-o
You're hot then you're cold
You're yes then you're no
You're in and you're out
You're up and you're down

edit: garip bir şekilde çok mutluyum hatta yeni doğmuş gibiyim veya çok daha gençmiş gibi=) ilginç

Nisan 06, 2009

Kararsız

Çok uzağa kaçmalı.
Özgürlüğün kıyısına kadar.
Herşeyden, herkezden uzaklaşmalı.
Yalnızlığın dostluğuna kadar.
Veya durup savaşmalı.
Korkular bitene kadar.
Oturup toparlanmalı.
Kendini bulana kadar.

Mart 31, 2009

Korunak

İşler ters gittiğinde veya çok üzüldüğünde, korktuğunda veya çok yalnız olduğunun farkına vardığı anlarda kaçabileceği-saklanabileği bir yeri olsa her insanın. Bir oda mesela. İçinde tüm sevdiği oyuncakları müzikleri yemekleri olan bir oda. kendi kendini şımartabileği ve güvende olacağı bir odası olsa insanın keşke. Gemileri, azgın dalgalardan koruyan bir liman gibi korunağım olsa. Belki sadece boş bir kuytu en güvenilir arkadaşlarla;

Ben, kendim ve yalnızlığım ile başbaşa.